Yerel yönetim seçimleri ve engelliler

Türkiye Sakatlar Derneği

YEREL YÖNETİM SEÇİMLERİ VE ENGELLİLER

Tespitler ve Öneriler

Mart 2009

 

Kentleşmenin gelişimi

Birleşmiş Milletler Habitat II Konferansı’nda şehirler, “ekonomik gelişmeyi ve sosyal, kültürel, manevi ve bilimsel ilerlemeyi yaratan medeniyet merkezleri olarak kabul” tanımlanmaktadır.

Bu haliyle kentleşme Birleşmiş Milletler açısından insani gelişmenin önemli bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Kentler fiziki açıdan üç temel alandan oluşmaktadır:

İlki yapılardır, buna alt yapı da dâhil edilmelidir.

İkinci olarak ulaşım sistemleri gelmektedir.

Üçüncüsü ise ortak kullanım alanlarıdır.

Bütün bu alanlar, sosyal hayatı etkileyen, biçimlendiren fiziki çevre koşullarını oluşturmaktadır.

Bu alanların hepsinin yapımında bir takım kurallar, teknik hesaplar gerekmektedir. Diğer bir ifade ile kentleşme, teknik yönüyle birden fazla bilim dalının bir arada çalışmasıyla, birbirinden etkilenen bir sürecin parçasıdır.

Bu bilim dallarının kurallarına uyulmaması, sağlıklı bir kentleşmenin koşullarını da ortadan kaldırmaktadır.

Sağlıksız bir kentleşme, bireylerin günlük yaşamını birçok yönde olumsuz etkilemektedir.

Bu olumsuzluklar, yapılan hatalar, kuralsızlıklar nedeniyle kentleşme maliyetleri de gerektiğinden fazla artmaktadır. Ki bu yer yer haksız kazanç elde edilmesinin, rant, rüşvet, suiistimal gibi suç olduğu kadar ahlaki bakımdan da çarpık bir gelişmeye kaynaklık etmektedir.

Fiziki çevre koşulları, çalışma hayatından sağlığa, eğitimden kültüre her alanda sosyal ilişkileri etkileyecek öneme sahiptir.

Engelliler, yaşlılar açısından bakıldığında fiziki çevre koşullarının sosyal ilişkiler üzerindeki etkisi çok daha fazla artmaktadır.

Kent yaşamında engelliler ve hakları

İnsan hak ve özgürlüklerinin temelinde eşitlik, özgürlük ve katılım olgusu yer almaktadır.

Kentleri temel insan hak ve özgürlükleri, demokrasi bağlamında değerlendirdiğimizde, insanlar arasında ayrımcılık yaratılmaksızın, herkesin “kent yaşamı”ndan eşit olarak yararlanması gerektiği sonucuna ulaşırız.

Oysa yaşam hiç de bu şekilde değildir, hemen her düzeyde gizli veya açık bir ayrımcılık kendisini ortaya koymaktadır.

Bu kısıtlamaların, ayrımcılığın önde gelen mağdurları, zarar görenleri, eşitsizleri ise en genel tanımıyla “engelliler”dir.

Engellilik yalnızca organları eksik veya yetersiz olanlarla sınırlı değildir; yaşlıları, sürekli hastalıkları olanları da kapsamaktadır.

Kent yaşamının “kolaylıkları”ndan en fazla yararlanması gereken kesimler; engelliler ve yaşlılar tam aksine kent yaşamının “kısıtladığı” koşullara hapsedilmektedir.

Engelli nüfusun önemli bir bölümü toplumun en yoksul kesimleri arasında yer almaktadır. Dolayısıyla bu kesimler ister yerel, isterse merkezi olsun kamunun desteğine en fazla gereksinim duyan, kamu hizmetlerinden en fazla yararlanmak durumunda olan bir kesimdir.

Engellileri haklarını kullanabilir bir fiziki çevreye kavuşturmadan, onları toplumla bütünleştirmenin kanallarını açmadan kent olarak nitelediğimiz alanlar engelliler için gerçek anlamda “yaşanabilir” olmayacaktır.

Yerel yönetimlerin engellilere yönelik görevleri

5393 sayılı Belediyeler Yasasına göre belediye; “Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi”dir.

Yerel yönetimlerle ilgili yasalarda il özel idaresine, belediyelere oldukça geniş bir alanda görev ve sorumluluk verilmektedir.

Bu görevleri birkaç başlık altında toparlamak mümkündür;

1-      Kentsel alt yapıyı oluşturan imar, su, kanalizasyon, ulaşım sistemi,

2-      Temizlik, çevre sağlığı, itfaiye, defin işlemleri gibi hizmetler,

3-      Okul öncesi eğitim, mesleki eğitim, ekonomik, sosyal ve kültürel hizmetler,

4-      Sağlık, doğal ve tarihsel dokunun korunması gibi alanlarda yoğunlaşmaktadır.

Yerel yönetimler doğumdan ölüme kadar “hemşeri”lerine hemen her konuda hizmet vermekle yükümlüdür.

İl özel idareleriyle birlikte ele alındığında yerel yönetimler, özellikle son yıllarda yapılan düzenlemelerle engelliler açısından bazı görevler üstlenmişlerdir.

Bu görevler bireysel anlamda engellilere yönelik olmasının yanı sıra engelli örgütlerini de kapsayacak niteliktedir.

İl özel idaresi ve belediyeler yasalarını incelediğimizde bütün hizmetlerin verilmesinde engelliler ve yaşlıların durumuna uygun yöntemlerin uygulanması istenmektedir. (5393 sayılı Belediyeler Yasası Md. 14 ve 5302 İl Özel İdaresi Yasası Md. 6)

Bunun dışında il özel idaresi ve belediyelerin engellilere yapacak hizmet ve yardımlara gider kalemleri arasında yer verilmiştir. (5393 sayılı Belediyeler Yasası Md. 60 ve 5302 İl Özel İdaresi Yasası Md. 43)

Belediye başkanları engellilere yönelik hizmetleri yürütmek ve engelliler için merkezler kurmakla görevli kılınmıştır. (5393 sayılı Belediyeler Yasası Md. 38)

Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi Büyükşehir Belediyesi Yasası bu görev ve sorumlulukları daha genişletmektedir.

Yasa büyükşehir belediyelerinin görevleri arasında “yaşlılar, özürlüler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunma”yı sayarak, belediyeler yasasındaki görevleri pekiştirmektedir. (5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Yasası Md. 7)

Yine aynı yasada büyükşehir belediye başkanlarının görevlerinden biri de engellilere verilecek hizmetlere destek vermek olarak sayılmıştır. (5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Yasası Md. 18)

 

 

Kentlerimizde engellilerin yaşamı

Üzerinde yaşadığımız topraklar insanlık tarihinde kenti, kentleşmeyi en üst düzeyde yaşamış ve yaşama geçirmiş uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır.

Bu değerli mirası geliştirmek yerine hızla tüketen bir anlayışın egemen olması, bugün yaşanan birçok sorunun da kaynağını oluşturmaktadır.

Kentlerimiz plansız, kuralsız, hukuksuz bir biçimde gelişmenin sancılarını fazlasıyla yaşayan sorunlar yumağına dönüşmüştür.

Bütün bu karmaşa ortamında engelliler, her alanda görmezden gelinerek, yok sayılarak, açık biçimde ayrımcılıkla karşı karşıya bırakılmıştır.

Fiziki çevre ve ulaşım açısından kentleşmede karşılaşılan ayrımcılık, engellilerin toplumla bağını koparan, sahip oldukları hak ve özgürlükleri kâğıt üzerinde bırakan bir ortam yaratmaktadır.

Engellilerin kent yaşamından “eşit” yararlanabilmesi için teknik düzeyde kurallar belirlenmiştir. Ülkemizde de bunların ölçüleri saptanmış, standartları yani en alt düzeyleri oluşturulmuştur.

İmar Yasası’nın Ek 1. Maddesi; fiziki çevrenin engelliler için ulaşılabilir ve yaşanılabilir kılınması için, imar planları ile kentsel, sosyal, teknik altyapı alanlarında ve yapılarda, Türk Standartları Enstitüsü’nün ilgili standartlarına uyulması zorunludur demektedir.

Türk Standartları Enstitüsü, yapıların iç ve dış düzenlemelerinde, yollarda uygulanması gereken ölçüleri belirlemiş ve bunları da yayınlamıştır.

Ancak bu standartlar uygulanmadığı gibi bunları denetlemekle yükümlü yerel ve merkezi yönetimler de görevlerini yerine getirmeyerek kentlerin kuralsız ve sağlıksız bir biçim almasına katkı vermişlerdir.

Dolayısıyla engelliler; özellikle ortopedik ve görme engelliler, yaşlılar konutlardan yollara, ulaşım araçlarından ortak kullanım alanlarına varıncaya kadar kentlerin içinde kendi başlarına hareket edebilme ve yaşayabilme olanağından yoksun bırakılmaktadır.

Bizleri kuşatan fiziki engeller;

Konutlarımız, binalarımız standartlara uygun yapılmamakta, proje aşamasından başlayarak tamamlanıncaya kadar kurallara uygun denetlenmemektedir..

Kapılar, koridorlar, odalar, mutfaklar, banyolar engelliler ve yaşlıların yaşamlarını kolaylıkla sürdürmelerine olanak tanıyacak biçimde tasarlanmadığı ve yapılmadığı için kullanım yönünden sıkıntılara neden olmaktadır.

Engelliler oturduğu konutun kapısından çıktığı andan itibaren merdivenler, asansörler ikinci grup engelleri oluşturmaktadır. Merdivenlerin yükseklik ve genişlikleri, küpeşteleri, asansör kapıları ve düğmeleri her biri başlı başına birer sorundur.

Merdiven olan her yer engellileri kısıtlamakta, geçişini önlemektedir. Tekerlekli sandalye kullananlar için gerekli olan rampalar ya hiç yapılmamakta, yapılanlar da “göstermelik” kalmaktadır. Birçoğu kullanılamayacak kadar dik veya dardır.

Kaldırımlar, yollar bu engelleri daha da aşılmaz hale getirmektedir. Kaldırımlar üzerinde ağaçlar, tabelalar, park etmiş araçlar, ticari işletmeler tarafından işgal edilen alanlar tekerlekli sandalye, koltuk değneği kullanan, göremeyen engellilerin geçişini önlemektedir.

Toplu taşıma araçları engellilerin yararlanabileceği gibi değildir, sınırlı sayıdaki örnek, genel durumu değiştirmemektedir. Toplu taşıma araçlarıyla birlikte bunların durakları, istasyonlar, havalimanları, iskeleler engelliler açısından tuzak niteliğindedir.

Fiziki engellerin dışında keyfi uygulamalar da eklenince engellilerin ulaşım hakkı fiilen ortadan kaldırılmaktadır.

Binalar, yollar ve ulaşım araçlarının yarattığı engeller nedeniyle kentler engelliler için yaşanabilen alanlar olmaktan uzaktır.

Sonuç olarak; engelliler herkesin eşit olarak yararlanması gereken eğitim, sağlık, çalışma ve demokratik hakları kullanamayan, hukuksuzluğun mağduru olarak hukuka bile erişemeyen bir kitle haline gelmektedir.

Engelsiz ve erişilebilir bir kent yaşamı için...

Engelliler Anayasa’da, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelerde belirtilen en temel haklarını kullanmaktan yoksundur.

Anayasa, devlete vatandaşlarımızın temel haklarından yararlanmaları için gerekli önlemleri alması görevini vermiştir.

Oysa yaşadığımız kentlerle ilgili karşılaştığımız her sorun, bu temel Anayasa hükmüne uyulmadığını çok belirgin biçimde ortaya koymaktadır.

2005 yılında çıkarılan 5378 sayılı Yasa, kamu alanında yedi yıllık bir süre içinde “resmi binaların, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren her türlü yapıların” engellilerin kullanımına uygun hale getirilmesini öngörmektedir.

Geçen üç yılı aşkın süre içinde Yasa’nın bu hükmüne uyulduğunu söyleyebilecek ciddi bir gelişme görülmemiştir.

Kaldı ki İmar Yasası’nda konuyla ilgili düzenleme, çok daha önce 1997 yılında yani 12 yıl önce yapılmış olmasına karşın yine de uyulmamıştır.

Bu konuda en büyük sorumluluk yerel yönetimlerindir.

Engelliler olarak talebimiz; ayrımcılığın ortadan kaldırılması, herkes gibi, eşit olarak tüm haklarımıza erişebilmemiz ve kullanabilmemizin için gerekli koşulların yaratılmasıdır.

Pozitif yönlü de olsa ayrımcılık yerine, toplumla bütünleştirme ilkesi benimsenerek hareket edilmelidir.

Sadece kurallara, çıkarılmış yasalara uyulması bile büyük bir gelişme sağlamaya yeterli olacaktır.

Kısa başlıklarla beklentilerimiz;

·         Konutların dış ve iç tasarımında “uyarlanabilir ve tam erişilebilir konut” kavramından hareket edilmeli, çalışma alanları ergonomik yönden engellilerin de kullanabileceği biçimde düzenlenmelidir. Bu konu yerel yönetimlerin denetimlerinde ve izinlerinde öncelikli maddeler olarak yer almalıdır.

·         Eğitim, sağlık, hukuk hizmetlerinden yararlanabilmek için bina girişleri, katlar arasında ulaşım, koridorlar, kapılar vb. gibi iç düzenlemelerde engellilerin, yaşlıların kullanım ve erişimine dikkat edilmelidir.

·         Tiyatro, konser, sergi ve sinema salonları gibi kültürel ve sosyal yaşamda önemli yer tutan, alış veriş merkezleri gibi günlük yaşamdaki ihtiyaçların karşılandığı ortak kullanım alanlarında engellilerin ulaşım ve erişimine uygun düzenlemeler hızla sağlanmalıdır.

·         Toplu taşıma sistemine ağırlık verilmeli ve bunlardan yararlanabilmenin asgari koşulları oluşturulmalıdır. Toplu taşıma araçları engellilerin kolaylıkla kullanabileceği biçimde biçimlendirilmeli, engelliler bu araçlardan ücretsiz yararlanabilmelidir.

·         Duraklar, istasyonlar, iskeleler ve bunlardan araçlara biniş inişler için gerekli donanım ve önlem alınmalıdır.

·         Şehir içi ulaşımda sinyalizasyon sistemleri, sesli uyarıcılarla desteklenmeli, geçitler uygun hale getirilmelidir.

·         Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü tarafından konulan kriterler açısından da sağlıklı bir kent haline gelebilmek için temiz, güvenli, yüksek kalitede fiziksel çevre oluşturulmalı; herkesin temel ihtiyaçları karşılanmalı, herkes tarafından ulaşılabilen ve yeterli düzeyde halk sağlığı ve bakım hizmeti verilmelidir.

·         Yerel yönetimler, meslek birlikleri ve engelli örgütleriyle ortak platformlar oluşturularak, düzenlemelerin yaşama geçirilmesi ve uygunluğunun denetlenmesi sağlanmalıdır. Belediye Yasasında yer alan Kent Konseyleri katılımcılık yönünden uygulamaya konulmalı ve bu Konseylerin görüşleri, kararlarda etkili olmalıdır.

·         Kent yaşamının düzenlenmesinde, kent içi yapılaşmada, ortak alanların kuruluşunda engellilerin de görüşlerinin alınmasına özen gösterilmelidir.

·         Engellilerin yerel yönetimlerin karar organlarında temsiline olanak sağlanmalı, siyasi partiler engellilerin belediye meclisinde, il genel meclisinde temsili için kota dâhil uygun yol ve yöntemler uygulamalıdır.

·         Evde bakım hizmetleri, engellilerin ulaşımının sağlanması gibi konularda ek önlemler, yöntemler ve araçlar geliştirilmelidir.

·         Kamu hizmetlerinin verildiği alanlarda, engellileri de dikkate alan düzenlemeler yapılmalı, özellikle evlerinden çıkamayan engellilere yönelik hizmetler çeşitlendirilmelidir.