Özürlülük ölçütü yönetmeliğine ilişkin görüş ve öneriler

Türkiye Sakatlar Derneği Genel Merkezi

ÖZÜRLÜLÜK ÖLÇÜTÜ YÖNETMELİĞİ

VE

SAĞLIK KURULU RAPORLARININ DÜZENLENMESİNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

(28 Kasım 2009)

 

 

Özet:

16.07.2006 tarihli ve 26230 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Yönetmelik ve eklerinde yapılan düzenlemeler, özellikle ortopedik engellileri ağır bir şekilde etkilemiştir.

Yeni getirilen düzenleme, ortopedik engelli vatandaşlarımızın ölçütlerinde önemli oranda değişiklik yaratmış ve diğer yasalarla birlikte ele alındığında telafisi mümkün olmayan ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır.

Genel Çerçeve

Yönetmelik ile Balthazard formülünün uygulanması, geçmişte uygulanan sistemi tümüyle denilecek boyutta değiştirmiştir.

Yeni sistem hemen her engelli grubunun ölçüt derecesini büyük oranda etkilemiştir. Belirlenen ölçütlerde eskisine oranla ortalama olarak yüzde 10-15 puanlık bir aşağıya çekilme söz konusudur.

Örneğin bir bacağını ancak protezle kullanabilen bir engelli, geçmişte % 45-50 aralığında ölçütlendirilirken, yeni sistem bir bacağı olmayanları % 36 olarak ölçütlendirmektedir.

Kişi aynıdır, bacak ve işlev kaybı aynıdır, ancak ölçüt belirlemede kullanılan formül değişmiştir.

Ölçüt belirlenirken uygulanan sistem değiştirilmiş buna karşılık haklardan yararlanmak için tayin edilmiş barajlar aynı şekilde bırakılmıştır.

Ölçüt belirlemede uluslararası standartlara geçilmesine karşılık, haklardan yararlanma yine aynı “ulusal” düzeyini korumuştur.

Bu şekliyle özellikle ortopedik yetiyitimi bulunan vatandaşlarımız hiçbir hakkından yararlanamaz duruma gelmiştir.

Üzerinde durulması gereken bir başka konu ise, Maliye Bakanlığı Merkez Sağlık Kurulu’nun işlevidir.

Bu kurul, hiçbir tanıya, teşhise dayanmadan yetkili hastanelerin uzman hekimlerinin vermiş olduğu raporları ikinci bir kez değerlendirmeye alması ve adeta sabit bir çarpan ile ortalama yüzde 10-15 oranında ölçütleri aşağıya çekmesi çok ciddi hak kayıplarına neden olmaktadır.

Ayrıca Merkez Sağlık Kurulu’nun Yönetmeliğe göre verilmiş sağlık kurulu raporundaki ölçütü değiştirmesi, yetkili hastanelerin yetkisini yok saymak, devletin kendi kurumlarına güvensizliğini sergilemekten başka bir anlam taşımayacaktır.

Bu genel değerlendirmelerin dışında, “Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik”e ilişkin ayrıntılı değerlendirmemiz aşağıda dikkatinize sunulmuştur.

 

Talepler

1- Yetiyitiminin derecelendirilmesi ve sınıflandırmasında kullanılan yöntem ve formüller tümüyle ICF normlarına uygun hale getirilmeli, özellikle yaşama katılım ve çevresel faktörler dikkate alınmalıdır.

2- Derecelendirmeyle birlikte engellilerin istihdam, sosyal güvenlik, vergi, eğitim başta olmak üzere haklardan yararlanabilmesi için konulan barajlar da değiştirilmelidir. Bugün kullanılan % 40 barajı, Balthazard formülüne göre aşırı yüksek kalmaktadır. Haklar her engel derecesine göre ayrı ayrı düzenlenmeli veya en azından % 40 barajı ICF’nin orta derecesine göre tayin edilmelidir.

3- Yönetmeliğe göre çıkarılan raporlar sürücü belgesi gibi bir istisna dışında tüm kurumlar için geçerli olmalıdır.

4- Engelli kimlik kartları, ortak veri tabanına göre verilmeli, engelliler ellerinde raporlarla kurumları dolaşmak yerine akıllı diye nitelenen ve kişinin sağlık kurulu raporu bilgisini de içeren kartlarla her işlemini yapabilmelidir.

5- Engelli kartları engellilere tahsis edilmiş kimi alanlara ulaşma, araçlardan yararlanmak için de bir anahtar rolü oynamalıdır. Örneğin kamuya açık alanlardaki engelli asansörleri, engelli tuvaletleri gibi.

6- Maliye Bakanlığı Merkez Sağlık Kurulu’nun yönetmeliğe göre verilmiş raporların ölçütlerini değiştirme hakkı olmamalıdır. Kurul, Yönetmeliğin raporlara yönelik itiraz yol ve yöntemlerinin dışında bir uygulamaya gitmemelidir.

YÖNETMELİĞE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

1-      Amaç:

Yönetmeliğin çıkarılış amacı;  “özürlülerle ilgili derecelendirmelere, sınıflandırmalara ve tanımlamalara gereksinim duyulan sağlık, eğitim, rehabilitasyon gibi alanlarda ortak bir uygulama geliştirmek ve uluslararası sınıflandırma ve ölçütlerin kullanımının yaygınlaştırılmasını sağlamak” şeklinde tarif edilmektedir. (Madde 1)

Tüm engelli vatandaşlarımızın da beklentisi bu yönde olmasına karşın, diğer yasalar ve yönetmeliklerle birlikte yönetmeliğin öngördüğü amaca ulaşmasının mümkün olamayacağı sonucu çıkmaktadır.

2-      Kapsam:

5378 sayılı Yasa’nın ve bu Yasaya bağlı yönetmeliklerin çıkarılmasının ana amacı, engellilerle ilgili mevzuatın birleştirilmesi ve kolaylaştırılmasıdır.

Yönetmeliğin kapsamını düzenleyen 2. Maddesi, “sağlanan haklardan ve verilecek hizmetlerden yararlanmak üzere istenilen” raporlar ile sağlık kuruluşlarını kapsadığı bildirilmektedir.

Maddenin ikinci paragrafı ise TSK, SGK ve Maliye (vergi indirimi)’yi kapsam dışında tutarak bu bütünlüğü bozmakta ve geçmiş uygulamaların sürdürülmesini getirmektedir.

Hazırlanan taslakta Maliye ile ilgili kısım çıkarılmış TSK ve SGK bırakılmıştır.

Buna karşılık 15. Madde ile bu kez Sağlık Bakanlığı bünyesinde bir Merkez Sağlık Kurulu oluşumu getirilmiştir.

Bu yine tıpkı Maliye Bakanlığı’nın Merkez Sağlık Kurulu gibi sorunlar üretmekten başka bir sonuç yaratmayacaktır.

Eğer ilgili kurum kendisine sunulan raporu yeterli görmüyorsa, Yönetmelikteki itiraz mekanizmasıyla hakkını kullanabilir.

 

3-      Tanım ve Sınıflandırma:

Yönetmelikte, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayınlanan İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması (ICF)’nı esas aldığı belirtilmektedir. (Madde 5)

ICF’de yapılan sınıflandırma tablosunun ne bu yönetmelikte ne de diğer yönetmeliklerde izine dahi rastlanılmamaktadır.

ICF derecelendirmeyi 5 basamak üzerinden yapmaktadır;

1.       %          0-4   aralığı      Yok

2.       %         5-24   aralığı      Hafif

3.       %       25-49   aralığı      Orta

4.       %       50-95   aralığı      Ciddi

  1. %     96-100   aralığı      Tam

Türkiye’de yürürlükte bulunan mevzuatta ise genel olarak engelli ve ağır engelli şeklinde iki grup derecelendirme yapılmaktadır.

Engelli ve ağır engelli için kullanılan ölçütler de farklılık göstermektedir. Yönetmelikte % 50 ve üzeri ağır engelli olarak tanımlanmaktadır. Bu yönüyle yönetmelik ICF’in derecelendirme sistemiyle bir paralellik yakalamaktadır.

Diğer yasa ve yönetmelikler engelli tanımı ve derecelendirmesi bakımından tam bir karmaşa halindedir.

Birkaç örnek vermek gerekirse; 2022 sayılı Yasa ve Yönetmeliğinde ağır engelli tanımı % 70 ve üzeri (Madde 10/b); 197 sayılı Yasa’nın 4/c ve 4760 sayılı Yasa’nın 2/a maddeleri ağır engelli tanımını % 90 ve üzeri şeklinde yapmaktadır.

193 ve 5510 sayılı yasalar ise bu ikili sistemin dışına çıkmakta ve üç basamaklı bir derecelendirmeye gitmektedir.

Derece               Maliye                     SGK

1.                %80 ve üzeri        % 60 ve üzeri   

2.                        %60-79                % 50-59

3.                        %40-59                 %40-49

Görüldüğü gibi burada da bir ortaklık yoktur, sosyal güvenlik ve maliyenin her üç basamak için kullandığı ölçütler de farklıdır.

Yönetmelikte “özürlülük ölçütü” tanımı yalnızca vücut fonksiyonu kaybı oranına işaret etmektedir. Oysa bu ICF normlarıyla uyumlu değildir.

ICF yetiyitimi (engelli/özürlü/sakat karşılığı kullanılmaktadır) terimini insanlarla fiziksel ve sosyal çevreleri arasındaki etkileşimden kaynaklanan çok boyutlu bir olguyu belirlemek için kullanmaktadır.

Diğer bir ifade ile sınıflandırma yapılırken vücut işlevleri ve yapıları kadar, etkinlikler ve katılım, çevresel etmenler de göz önüne alınmaktadır.

Hazırlanan raporlar; Balthazard formülüne göre düzenlenmektedir. Bu formül, yönetmeliğin ölçüt tanımı gibi sadece vücut yapısı ve işlevini dikkate alması bakımından eksik ve yetersizdir.

Engelli vatandaşlarımıza verilen raporlar, onların yaşadıkları koşulları, çevre ile bağlantılarını ve sosyal ilişkilerini dikkate almamaktadır.

Raporlarda belirtilen ölçüt değerleriyle engelliler, mevcut mevzuata göre “sağlam” olarak nitelendirilmekte ve bunun sonuçları engelli kişiler açısından çok ağır olmaktadır.

4-      Raporun Düzenlenmesi ve Oranın Belirlenmesi

Yönetmeliğin asıl işlevlerinden biri olması gereken ortaklığın sağlanamadığı bir diğer konu ise her kurumun kendisine özel hitap eden rapor istemesi, yönetmeliğin ise buna yol açmasıdır.

Yönetmeliğin 9. Maddesinin 4 ve 7. fıkraları bunun açık örnekleridir.

Maliye, eğitim, SGK, istihdam hemen her alanda farklı rapor istenmesi tümüyle amaç ve mantık dışıdır.

Raporun formunun eksiksiz doldurulması ve bilgilerin herkesin kullanımına uygun düzenlenmesi her kurumun gereksinimini yeterince karşılayacaktır.

Aslında 9. Maddenin 5. fıkrasında bu yapılmak istenmiş, yukarıda belirttiğimiz aynı maddenin iki ayrı fıkrası bu bütünlüğü bozmaktadır.

Bulgular ve sonuçlar aynı olduğuna göre her kurumun ayrı rapor istemesi, birçok engelli için ağır bir külfet olmakta, ayrıca kurulların da iş yükünü gereksiz yere artırmaktadır.

Hazırlanan taslak ekinde verilen rapor formu benzeri bir yaklaşımın izlerini taşımaktadır.

Kişinin hangi haktan, istihdam, eğitim, sosyal yardım gibi yararlanacağı değil, sadece hangi destekleri veya yardımları kullanabileceği, alabileceği belirtilmelidir. Bu bakımdan Ortez, protez, işitme cihazı, tekerlekli sandalye, akülü tekerlekli sandalye, özel tertibatlı araç, motorlu malül aracı vb. unsurların olması daha yararlı olabilir.

Pratikte raporlar hitap edilen kurumlar ve kullanım amaçlarına göre istenmiş olsa bile yine de açıklayıcı olmaktan uzak biçimde ve eksik olarak doldurulmakta ve vatandaşlarımız mağdur duruma düşürülmektedir.

Bunun en çok rastlanılan örneği istihdam amaçlı verilen raporlardır.

Yine bu alanda verilen raporlarla istihdam edilen kişiler, ne yazık ki, açık biçimde yazılmış durumları dikkate alınmadan çalıştırılmaktadır. Bu durum ise ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok engelli işini kaybetme korkusuyla sağlıkları açısından tehdit oluşturacak işleri, yöneticilerin baskısıyla kabul etmekte, raporların bir yaptırımı kalmamaktadır.