Font Boyutu: A A- A+
Renk Değiştir: Pembe Sarı Mavi
Erişilebilirlik

TSD Sigorta

Site İçi Arama

Makale ve Tebliğler

Makale ve Tebliğler
ETKİLEŞİM KUTUSU
E-POSTA İLE PAYLAŞ

E-Posta Adresi:

Kent; herkes için engelsiz ve erişilebilir yaşam alanı!...

 

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu tarafından 13-15 Eylül 2007 tarihinde düzenlenen Kent Sempozyumuna TSD Genel Müdürü Ergün İŞERİ'nin sunduğu tebliğ

 

Özet:

 

Kentleşme, geçmişten günümüze gerek anlam gerekse işlev yönünden büyük bir farklılık göstermiştir. Bununla birlikte oluşumundan bugüne ortak paydası insanların birlikte yaşamasıdır. İnsan merkezli olarak baktığımızda kentlerin birçok yönden sorunlar oluşturduğu ve ayrımlar getirdiğini de görmek mümkündür. Bu ayrımların başında ise engellileri ve yaşlıları ihmal eden bir anlayışın egemen olması gelmektedir. Kenti oluşturan yapılar, ulaşım yolları ve araçları, parklar gibi temel unsurlar, herkes için eşit ve kullanılabilir nitelikte değildir. Çalışmamızda kısa başlıklar altında bu konu üzerinde durulmaktadır.

 

Kentleşmenin gelişimi ve bugün gelinen nokta

Uygarlık denilen insani gelişmenin en üst boyutunun kökeninde etimolojik açıdan da tarihsel açıdan da kent olgusu yer almaktadır. İlk kentler insanlık tarihi içinde güvenlik kaygısıyla kurulmaya başlanmış, zaman içinde bunun çok daha ötesine geçerek bir çok fonksiyonu bir arada barındıran yaşam merkezlerine dönüşmüştür.

Bugün kent kavramının tanımlanmasında istihdam yapısı, ekonomik faaliyet, nüfus yoğunluğu gibi çok daha farklı kriter kullanılmaktadır.[1]

1996 yılında İstanbul’da toplanan Habitat II Konferansı’nda yayınlanan deklarasyonda şehirler, “ekonomik gelişmeyi ve sosyal, kültürel, manevi ve bilimsel ilerlemeyi yaratan medeniyet merkezleri olarak kabul” edilmektedir.[2] Tarihsel gelişme içinde kentler ve uygarlık benzer bir içerikte kullanılmıştır. Birleşmiş Milletler, kentleşmeyi insani gelişme ölçütlerinden biri olarak değerlendirmektedir.

Kentler insanlar için, insanların ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşamı kolaylaştırmak üzere oluşturulmaktadır. Tümüyle insanlar tarafından tasarlanarak, bir noktada doğal yapı değiştirilerek yaratılmaktadır. Yalnızca bu nedenle bile sorun kaynağı haline gelmektedir.

Trafik, sağlık, konut, çevre kirlenmesi, enerji, toplumsal ilişkiler, kültürel farklılıklar gibi bir çok alanda yaşanan sorunların her biri farklı bir biçimde tartışılmakta ve her birine çeşitli düzlemlerde, bilimsel disiplinler içinde yanıtlar aranmaktadır.

 

İnsan hakları boyutuyla kentler

Her ne kadar mühendislik veya mimari disiplinler içinden gelmesek de kentin oluşumunu fiziki olarak birkaç boyutta özetleyebileceğimizi düşünüyoruz.

Bu boyutların birisi kentlerin temel malzemesi, kent oluşumunun çekirdeği olan yapılardır. İkinci olarak yapılar arasında hareket edilmesini sağlayan ulaşım sistemleri yani yollar gelmektedir. Üçüncü bir boyut ise kenti oluşturan bütün insanların ortak kullanım alanlarıdır. Elbette sağlıklı bir kentleşme için gerekli alt yapı düzenlemesi de fiziki boyutun unsurları arasında yer almaktadır.

Fiziksel boyutuyla bakıldığında bu alanların hepsinin yapımında bir takım kurallar, teknik hesaplar gerekmektedir. Aksi halde, varlık sebebi olan insanların yararlanacağı değil, zarar görebileceği birer tehdit haline gelebilecektir.

Fiziki kurallarla, teknik hesaplamalarla kurulan kentler, insan ilişkileri bakımından da kuralları beraberinde getirmiştir. Çünkü uygarlık, yani kentleşme insanlar arasındaki ilişkileri yoğunlaştırmış ve sonucunda da bu ilişkilerin düzenlenmesi gereğini doğurmuştur. Hukuk, demokrasi, haklar, özgürlükler, toplumsal ve bireysel sorumluluklar bu çerçevede oluşmuştur.

Bütün bu olgular, kentleşmenin fiziksel bir takım kurallar kadar toplumsal bakımdan da bazı kuralların üzerinde inşa edildiğini anlamaya yeterlidir. Kenti insanlar bütünü olarak ele aldığımızda, insan haklarıyla, demokrasiyle bağlarını kurarak masaya yatırmalıyız.

 

Kent yaşamında engelliler ve hakları

İnsan hak ve özgürlüklerinin temelinde eşitlik, özgürlük ve katılım olgusu yer almaktadır. Bunlar birbirinden ayrılmaksızın, demokrasi ve hukuk temelinde ortak toplumsal bir yaşamın asgari standartlarını oluştururlar.

Kentleri temel insan hak ve özgürlükleri, demokrasi bağlamında değerlendirdiğimizde, insanlar arasında ayrımcılık yaratılmaksızın, herkesin sağlanan olanaklardan, “kent yaşamı”ndan eşit olarak yararlanması gerektiği sonucuna ulaşırız.

Oysa yaşam hiç de bu şekilde değildir, hemen her düzeyde gizli veya açık bir ayrımcılık kendisini ortaya koymaktadır. En gelişmiş ülkelerden, Birleşmiş Milletler normlarında insani yönden en alt düzeyde gelişme gösteren ülkelere varıncaya kadar ayrımcılık, hak ve özgürlüklerin kullanımında kısıtlamalar görülmektedir.

Bu kısıtlamaların, ayrımcılığın önde gelen mağdurları, zarar görenleri, eşitsizleri ise en genel tanımıyla “engelliler”dir.

Engellilik yalnızca organları eksik veya yetersiz olanlarla veya yeterince işlevlerini yerine getirmeyenlerle sınırlı değildir; yaşlıları, sürekli hastalıkları olanları da kapsamaktadır.

Kent yaşamının “kolaylıkları”ndan en fazla yararlanması gereken kesimler; engelliler ve yaşlılar tam aksine kent yaşamının “kısıtladığı” koşullara hapsedilmektedir.

Gelişmekte olan veya “yükselen piyasalar” olarak tanımlanan Türkiye ve benzeri ülkelerde engelli olmak başlı başına sosyal bir sorundur.

Engelli nüfusun önemli bir bölümü toplumun en yoksul kesimleri arasında yer almaktadır. Bu durum, aynı zamanda engellilerin başta tedavi ve rehabilitasyon gibi bir çok öncelikli sorununun yanına geçinme gibi bir ciddi kaygıyı da eklemektedir.

Eğitimsizliğin, bilgisizliğin, hurafeye dayanan kimi ön yargıların sonucunda toplumda engellilere bakışta ve yaklaşımda bir iletişimsizlik, dışlama ve farkında olmama gibi çeşitli sonuçlar yaratmaktadır.

Önemli kısmı yoksul olan engelliler sahip oldukları bir çok hakkın bile bilincinde olmadan, kapatıldıkları dar mekanlarda bir tür hapis hayatına mahkum olarak “yaşamak”tadırlar.

Engellileri haklarını kullanabilir bir fiziki çevreye kavuşturmadan, onları toplumla bütünleştirmenin kanallarını açmadan da kent olarak nitelediğimiz alanlar engelliler için ulaşılabilir, erişilebilir olmayacaktır.

Fiziki çevre ve toplumsal tepkilerden kaynaklanan engeller nedeniyle kentler, engelliler için “yasak şehir” haline dönüşmektedir.

 

Bir dünya kenti olarak İstanbul’da engelli yaşam

Üzerinde yaşadığımız topraklar insanlık tarihinde kenti, kentleşmeyi en üst düzeyde yaşamış ve yaşama geçirmiş uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır.

İstanbul ise kurulduğu tarihten itibaren hızla gelişmiş ve dünyanın en büyük kentleri arasında ilk sıralarda yer almıştır.

Bu değerli mirası geliştirmek yerine hızla tüketen bir anlayışın egemen olması, bugün yaşanan bir çok sorunun da kaynağını oluşturmaktadır.

İstanbul’da 1822 yılında yeniden planlı bir yapılaşma sürecine girilmesi için başlatılan çalışmalar ise maalesef bugüne kadar bir sonuca ulaşmamıştır.

Kentimiz, plansız, kuralsız, hukuksuz bir biçimde gelişmenin sancılarını en fazla yaşayan bir sorunlar yumağına dönüştürmüştür. Sorunlar, İstanbul’u herkes için yaşamı zorlaştıran, kentin var oluş nedenlerini sorgulatan bir noktaya taşımıştır.

Bütün bu karmaşa ortamında engelliler, her alanda görmezden gelinerek, yok sayılarak, açık biçimde ayrımcılıkla karşı karşıya bırakılmıştır.

Fiziki çevre ve ulaşım açısından kentleşmede karşılaşılan ayrımcılık, engellilerin toplumla bağını koparan, sahip oldukları hak ve özgürlükleri kağıt üzerinde bırakan bir ortam yaratmaktadır.

Engellilerin kent yaşamından “eşit” yararlanabilmesi için teknik düzeyde kurallar belirlenmiştir. Ülkemizde de bunların ölçüleri saptanmış, standartları yani en alt düzeyleri oluşturulmuştur. Türk Standartları Enstitüsü, yapıların iç ve dış düzenlemelerinde, yollarda uygulanması gereken ölçüleri belirlemiş ve bunları da yayınlamıştır. Ancak bunlar tavsiye niteliğinde kalmış, yasa ile uygulanma zorunluluğu getirilmediğinden yaşama geçirilmesi, keyfiyete bırakılmıştır. Yönetmeliklere girebilmiş standartların ise büyük ölçüde uygulanmadığı bizzat bu işin içinde bulunan teknik insanlar tarafından belirtilmektedir.

Dolayısıyla engelliler; özellikle ortopedik ve görme engelliler, yaşlılar konutlardan yollara, ulaşım araçlarından ortak kullanım alanlarına varıncaya kadar bir şehrin temel bütün unsurları içinde kendi başlarına hareket edebilme ve yaşayabilme olanağından yoksun bırakılmaktadır.

Konutlar engelliler ve yaşlıların yaşamlarını kolaylıkla sürdürmelerine olanak tanımayacak biçimde tasarlanmadığı  ve yapılmadığı için kullanım yönünden sıkıntılara neden olmaktadır.

Engelliler oturduğu konutun kapısından çıktığı andan itibaren merdivenler, asansörler ilk engelleri oluşturmaktadır. Bina giriş ve çıkışları, kaldırımlar, yollar bu engelleri daha da yükseltmektedir.

Toplu taşıma araçları engellilerin yararlanabileceği gibi değildir, sınırlı sayıdaki örnek, genel durumu değiştirmemektedir.

Sonuç olarak, engelliler herkesin eşit olarak yararlanması gereken eğitim, sağlık, çalışma ve demokratik hakları kullanamayan, hukuksuzluğun mağduru olarak hukuka bile erişemeyen bir kitle haline gelmektedir.

 

Engelsiz ve erişilebilir bir kent yaşamı için...

Anayasamızın 90. Maddesi, usulüne uygun biçimde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmış temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelerin yasa hükmünde olacağını emretmektedir.

Oysa yaşadığımız kentlerle ilgili karşılaştığımız her sorun, bu temel Anayasa hükmüne uyulmadığını, engellilerin haklarını kullanmaları için gerekli önlemlerin alınmadığını çok belirgin biçimde ortaya koymaktadır.

2005 yılında çıkarılan 5378 sayılı Yasa, kamu alanında yedi yıllık bir süre içinde “resmi binaların, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren her türlü yapıların” engellilerin kullanımına uygun hale getirilmesini öngörmektedir.[3] Bu yasaya uygun davranılıp, davranılmadığı da tartışmalı bir konudur.

Engelliler olarak talebimiz; ayrımcılığın ortadan kaldırılması, herkes gibi, eşit olarak tüm haklarımıza erişebilmemiz ve kullanabilmemizin için gerekli koşulların yaratılmasıdır.

Burada kritik nokta, pozitif yönlü olsa da ayrımcılık yerine, toplumla bütünleştirme ilkesi benimsenerek hareket edilmelidir.[4]

·          Konutların dış ve iç tasarımında “uyarlanabilir ve tam erişilebilir konut” kavramından hareket edilmeli, çalışma alanları ergonomik yönden engellilerin de kullanabileceği biçimde düzenlenmelidir.

·          Eğitim, sağlık, hukuk hizmetlerinden yararlanabilmek için bina girişleri, katlar arasında ulaşım, koridorlar, kapılar vb. gibi iç düzenlemelerde engellilerin, yaşlıların kullanım ve erişimine dikkat edilmelidir.

·          Tiyatro, konser, sergi ve sinema salonları gibi kültürel ve sosyal yaşamda önemli yer tutan, alış veriş merkezleri gibi günlük yaşamdaki ihtiyaçların karşılandığı ortak kullanım alanlarında engellilerin ulaşım ve erişimine uygun düzenlemeler hızla sağlanmalıdır.

·          Toplu taşıma sistemine ağırlık verilmeli ve bunlardan yararlanabilmenin asgari koşulları oluşturulmalıdır. Duraklar, istasyonlar, iskeleler ve bunlardan araçlara biniş inişler için gerekli donanım ve önlem alınmalıdır.

·          Şehir içi ulaşımda sinyalizasyon sistemleri, sesli uyarıcılarla desteklenmeli, geçitler uygun hale getirilmelidir.

·          Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü tarafından konulan kriterler açısından da sağlıklı bir kent haline gelebilmek için temiz, güvenli, yüksek kalitede fiziksel çevre oluşturulmalı; herkesin temel ihtiyaçları karşılanmalı, herkes tarafından ulaşılabilen ve yeterli düzeyde halk sağlığı ve bakım hizmeti verilmelidir.[5]

·          Yerel yönetimler, meslek birlikleri ve engelli örgütleriyle ortak platformlar oluşturularak, düzenlemelerin yaşama geçirilmesi ve uygunluğunun denetlenmesi sağlanmalıdır.

·          Kent yaşamının düzenlenmesinde, kent içi yapılaşmada, ortak alanların kuruluşunda engellilerin de görüşlerinin alınmasına özen gösterilmelidir.[6]

Bu listeyi uzatmak, belirgin konularda ölçüler vermek mümkündür. Bu sempozyum açısından, teknik bilgiye işleri, çalışma alanları itibariyle zaten sahip olan veya olması gereken mimarlara, mühendislere “tereciye tere satmak” gibi görülebilecektir. Bir engelli örgütü olarak, teknik düzeyi öne çıkan bir toplantıda, bize düşen görev, sorunlarımızı aktarmak, beklentilerimizi dile getirmek ve hayat anlayışımız için de bir yaklaşım sunmaya çalışmaktır. Bu çerçeveden bakınca tebliğimizi şu sözlerle kapatmamız daha yararlı olacaktır:

Engellileri toplumunla buluşturan, bir arada tutan, birlikte yaşama kültürünü zenginleştiren bir yaklaşım, kentleşmede egemen olmalıdır.

Engellilerin de katılımıyla belirlenmiş standartlar yasa ve yönetmelikler halinde uyulması gereken kurallar haline dönüştürülmeli ve ortak kurullar eliyle etkin biçimde denetlenmelidir.

Engellilere sağlanan kolaylıklar bir ayrıcalık ve ayrımcılık olarak görülmemeli, hayatın sunduğu olanaklardan, doğuştan sahip olduğumuz haklardan eşit biçimde yararlanabilmemiz için fırsat eşitliğinin sağlanmasının gereği olarak ele alınmalıdır.

İstanbul Kent Sempozyumu’nun örgütlü ve dayanışmacı bir anlayışla kentlerimizin herkes için yaşanabilir ve erişilebilir kılınmasına katkı vereceğine inancımızla, saygılarımızı sunuyoruz.

Engelsiz bir kent, engelsiz bir dünya kurabiliriz,

Bunu yapabilecek bilgiye, deneyime sahibiz.



[1] A. Kadir Topal (Yrd. Doç. Dr.), KTÜ öğretim üyesi, Kavramsal Olarak Kent Nedir ve Türkiye’de Kent Neresidir, http://www.sbe.deu.edu.tr/Yayinlar/dergi/dergi/2004sayi1/topal.pdf

 

[2] Birleşmiş Milletler, İnsan Yerleşimleri Konferansı Habitat II, İstanbul Deklarasyonu, 3-14 Haziran 2004, http://www.canaktan.org/hukuk/insan_haklari/yirminci-yuzyilda/insan_yerlesimleri_konferansi.htm

 

[3] 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, Geçici Madde 2, Özürlüler Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara, 2006, TC Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı

[4] II. Özürlüler Şurası, Yerel Yönetimler ve Özürlüler, Şura Kararları, 26-28 Eylül 2005, Ankara, TC Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı

[5] E. Didem Evci (Yrd. Doç. Dr.), Şehir sağlığında halk sağlığı yaklaşımı, http://www.toplumsagligi.com/PageContentsPopup.aspx?Id=164

[6] Şükrü Boyraz, Şükrü Sürmen (Mimar), Şehirsel ulaşım sistemlerinde yeni erişilebilirlik kavrayışları ve modern şehre yönelişler, tebliğ

Medya Takip Merkezi
TSD Hakkında | Duyurular | Haberler | TSD Şubeleri | Forum
Anasayfam Yap Anasayfam Yap Favorilerime Ekle Favorilerime Ekle Siteyi Öner Siteyi Öner
MEDYAMAG & SADETECH