Kartal Belediyesi tarafından 11 Ekim 2009 tarihinde, Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi'nde düzenlenen toplantıda TSD Genel Başkanı Şükrü BOYRAZ tarafından sunulan tebliğ
Bütün dünya gibi ülkemiz de yaşanmakta olan küresel krizden önemli ölçüde etkilenmektedir.
Krizin ilk etkilediği kesimler çoğunlukla çalışanlar olmaktadır. Kapanan veya kapasitesi düşen işyerleri nedeniyle işsizlik artmakta, yeni iş alanları açılmamaktadır.
Engelliler işsizlik sorunundan önemli oranda ve sonuçları itibariyle daha da ağır biçimde etkilenen bir kesim oluşturmaktadır.
Aslına bakılırsa, kriz olmasa da istihdam, çalışabilecek bir iş bulma, çalışma engelliler için yine zorluklarla dolu, erişimi kolay olmayan bir alandır.
Engelliler, çalışma, çalışarak gelir etme bakımından engelli olmayanlara oranla daha öncelikli olmak durumundadır.
Devlet Denetleme Kurulu raporunda belirtildiği gibi, “tedavi giderleri, eğitim, erişilebilirlik gibi birçok konuda karşı karşıya oldukları zorluklardan dolayı fazladan harcamaya ihtiyaç duymaktadır.”
İstihdam konusu haliyle hepimiz için dikkatle takip edilmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu haline gelmektedir.
Bugün burada, üç başlık altında engellilerin çalışma hakkı ve istihdam konusuna değinmeye çalışacağım.
Bunlar;
1- Ulusal ve uluslararası mevzuatta çalışma hakkı
2- Ülkemizdeki engellilerin istihdamı
3- Çalışma yaşamında karşılaşılan zorluklar.
ULUSAL VE ULUSLARARI HUKUKTA ÇALIŞMA HAKKI VE İSTİHDAM
A) Uluslararası Hukukta Çalışma Hakkı
Çok sayıda uluslararası hukuk belgesi çalışma hakkına değinmekte ve hakları düzenlemektedir.
Uluslararası hukuk belgeleri isteyen her insan için çalışmayı bir insan hakkı olarak tanımlamaktadır.
Engelliler açısından konuyu ele aldığımızda iki sözleşme öne çıkmaktadır.
Bunlardan ilki Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme,
İkincisi Engellilerin İnsan Hakları Sözleşmesi’dir.
Ülkemizin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 6. Maddesi çalışma hakkını düzenlemektedir.
Sözleşmede taraf devletlere, yani meclise, hükümete, mahkemelere;
Herkesin serbestçe seçtiği ya da kabul ettiği bir işte çalışarak hayatını kazanma fırsatı verilmesi,
Çalışma hakkının korunması için gerekli tedbirleri alma görevi vermektedir.
Sözleşmeyle taraf devletlere ayrıca engellilerin;
¨ Uygun bir işte çalıştırılmaları,
¨ İşe devamlarının güvence altına alınmaları,
¨ Çalıştıkları alanda ilerlemeleri, kariyer sahibi olmaları,
¨ Topluma katılmaları ve yeniden katılmaları için gerekli tedbirlerin alınması yükümlülükleri getirmektedir.
İstihdam bakımından inceleyeceğimiz ikinci uluslararası sözleşme Birleşmiş Milletler Engellilerin İnsan Hakları Sözleşmesi’dir.
Kısa bir süre önce tüm işlemleri tamamlanarak, ülkemiz bu sözleşmenin tarafı olmuştur.
Sözleşmenin 27. maddesi istihdam ve çalışma koşulları başlığını taşımaktadır. Oldukça kapsamlı sayılabilecek bu maddede bazı bölümlerin altını çizmekte yarar bulunmaktadır.
Maddenin ilk paragrafında taraf devletlerin “engellilerin çalışma hakkını diğerleriyle eşit bir şekilde” tanıdığı belirtilmektedir.
Devletlerin engellilerin çalışma hakkının hayata geçmesini, yasama tedbirleri dahil uygun tüm tedbirlerle birlikte güvence altına alması hükmedilmektedir.
Sözleşme devletlere istihdama ilişkin her konuda engelliliğe dayalı ayrımcılığı yasaklamaktadır.
Devletler ayrımcılık yapamayacakları gibi yapmak isteyenlere de engel olmak zorundadır.
Sözleşmede yer alan bazı önemli başlıkları şu şekilde sıralayabiliriz:
Ø Eşit değerde iş için engellilere eşit ücret verilmesi,
Ø Güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları oluşturulması,
Ø Engellilerin kamu sektöründe istihdam edilmesi, gerekli tedbirlerle özel sektörde istihdamının desteklenmesi,
Ø İşyerlerinde makul uyumlulaştırma, engellilerin çalışabilmeleri için fiziki çevrenin düzenlenmesi ve gerekli araç, gerecin sağlanması,
Ø Engellilerin zorla ve zorunlu çalıştırmaya karşı korunması,
Ø Meslek içi, teknik ve mesleki eğitim sağlanması ve eğitime erişim sağlanması.
Oldukça geniş tutulan istihdam ve çalışma hakkı maddesini bütünüyle burada anlatmamız mümkün değildir.
Ancak sözleşmenin tümünü hepimizin dikkatle okuması, aklına yerleştirmesi ve kararlılıkla talep etmesi gerektiğini hatırlatmakta yarar bulunmaktadır.
Bu sözleşmelerle tanınmış hakların aslında bizim ulusal mevzuatımızın bir parçası olduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız.
B) Ulusal Hukukta Engelli İstihdamı
Engellilerin çalışma hakkı ve istihdamı konusunda Anayasamızda da bazı düzenlemeler yapılmıştır.
Anayasa’nın 46. Maddesi,
Kimsenin yaşına, cinsiyetine ve gücüne uygun olmayan işlerde çalıştırılamayacağını,
Bedeni ve ruhi yetersizliği olanların çalışma koşulları bakımından özel olarak korunacaklarını emretmektedir.
İstihdam politikaları bakımından en az yüzde 40 oranında engelli olanlara yönelik alınmış iki önemli tedbir bulunmaktadır. Bunlardan ilki kota uygulaması, ikincisi ise engelli istihdam eden işyerlerine verilen teşviktir.
İş Yasası’nın 30. Maddesi, 50 kişi ve üzerinde işçi çalıştıran işyerleri için yüzde 3 oranında engelli istihdam edilmesi yükümlülüğü getirmektedir. Bu yükümlülük kamuda yüzde 4 olarak saptanmıştır.
Ekonomik kriz sonrasında istihdamın artırılması amacıyla alınan tedbirler arasında engelli istihdam eden işyerleri için teşvik uygulaması başlatılmıştır.
Buna göre, kotaya uygun engelli istihdam eden işyerlerinde çalışan engellilerin sigorta primlerinin işveren payının tamamı hazine tarafından karşılanacaktır.
Kotanın üzerinde veya yükümlü olmadığı halde engelli çalıştıran işyerlerine ise engellilerin sigorta primlerinin işveren payının yarısı hazine tarafından ödenecektir.
Elbette bu her ücret dilimi için geçerli değildir, hazinenin üstlendiği asgari ücret üzerinden hesaplanan sigorta primidir.
İşverenlerin bundan yararlanabilmesi için engellileri mutlaka İŞKUR üzerinden istihdam etmeleri, primlerini zamanında ve tam olarak yatırmış olmaları gerekmektedir.
Engellilerin hangi işlerde çalıştırılacakları hangi işyerlerinde çalıştırılmayacaklarına ilişkin eskiden bir yönetmelik bulunmaktaydı.
Yapılan son değişiklikle engellilerin yalnızca yer altı ve su altı işlerde çalıştırılamayacağı belirtilmiştir. Engellilerin hangi koşullarda çalıştırılacağı ise sağlık kurulu raporlarına bırakılmıştır.
İstihdam ile ilgili bir diğer kota uygulaması ise 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nda düzenlenmiştir. Buna göre kamu kurum ve kuruluşlarında kadroların yüzde 3’ü oranında engelli istihdam edilmesi gerekmektedir.
Engellilerle ilgili olarak çıkarılan 5378 sayılı Yasa’da da istihdam konusu ele alınmıştır.
Yasa’nın 14. Maddesi ayrımcılık, farklı muamelede yapılamayacağını hüküm altına almıştır.
İş başvurusunda bulunan veya çalışan engellilerin karşılaşabilecekler güçlük ve engellerin azaltılması, ortadan kaldırılması, fiziksel düzenleme yapılması konusunda işyerlerine ve kamu kurumlarına görev verilmiştir.
Engellilerin istihdamının öncelikle korumalı işyerleriyle sağlanacağı şeklindeki hüküm ise uluslararası sözleşmelerle çelişki taşımaktadır.
Yine istihdam ile ilgili olarak değerlendirilmesi gereken bir başka önemli hukuk düzenlemesi ise Türk Ceza Yasası’nda bulunmaktadır.
Yasa’nın 122. Maddesinde engellilik nedeniyle bir kişinin ekonomik faaliyetinin engellenmesi ayrımcılık suçu olarak değerlendirilmektedir. Bu suçu işleyenler hakkından 6 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası verilmektedir.
Ne yazık ki bu düzenleme henüz etkin bir şekilde kullanılmamaktadır.
C- AVRUPA BİRLİĞİ’NİN İSTİHDAM POLİTİKASI
Uluslararası ve ulusal mevzuattan söz ederken, üzerinden durulması gereken bir başka konu da, Avrupa Birliği ve politikalarıdır.
Avrupa Birliği’nin uygulamaları ve kararları, üyelik sürecimiz nedeniyle bizleri de etkilemektedir.
Avrupa Komisyonu Bakanlar Komitesi’nin 2006-2015 yıllarını kapsayan eylem programının önemli bir bölümü engellilerin istihdamına ayrılmıştır.
Eylem planında da ayrımcılık, eşit muamele, erişim gibi Birleşmiş Milletler sözleşmelerinde öne çıkan konulara değinilmektedir.
Planda “yardım bağımlılığından istihdama ve bağımsızlığa geçiş mümkün olduğunca desteklenmelidir” denilmektedir. Bu bizler açısından belki de en dikkat çekici cümlelerinden biridir.
2- TÜRKİYE’DEKİ İSTİHDAM YAPISI İÇİNDE ENGELLİLER
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2008 sonu itibariyle Türkiye’de istihdam edilebilir nüfus 21 milyon kişidir.
70 milyonluk nüfusumuz dikkate alındığında işgücüne katılma oranı yüzde 47’dir.
Ülkemizdeki engelli nüfus tahmini olarak 8,5 milyon dolayındadır. Engelli nüfus işgücüne katılma oranı ise yalnızca yüzde 22’dir.
Engellilere çalışma hayatında açık veya gizli bir şekilde uygulanan ayrımcılık kadın engellilere karşı daha da belirgin hale gelmektedir. Kadın engellilerin işgücüne katılım oranı yüzde 7’ye düşmektedir.
Bu sayılar engellilerin çalışma hayatına katılımının ne kadar düşük kaldığına işaret etmektedir. Engellilerin işgücüne katılımı, genel düzeyin yarısı kadardır.
Çıkarılan yasaların, konulan kotaların istenilen sonucu vermemesi üzerine, Hükümet tarafından “2005-2010 Özürlülerin İstihdamı Eylem Planı” hazırlanmıştır.
Eylem planının sona ermesine bir yıl kalmasına rağmen, sonuçlar ne yazık ki bizleri sevindirecek, umutlandıracak düzeyde değildir.
Özellikle kriz sonrasında, az önce belirttiğim teşvik önlenmelerine rağmen hala engellilerin çalışma yaşamına katılımı mümkün olmamaktadır.
Özel kesime örnek olması gereken kamu ise, taraf olduğumuz, iç hukukumuz bir parçası olan sözleşmelere, AB normlarına, yasalarımıza, planlarımıza aykırı bir şekilde davranmaktadır.
Devlet memurları kadrolarının yüzde 80’i boş tutulmakta, bu kadrolara engellilerin yerleştirilmesi konusunda hiçbir adım atılmamaktadır.
3- ÇALIŞMA YAŞAMINDA KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR
Zamanı da dikkate alarak, engellilerin çalışma yaşamından karşılaştıkları zorlukları birkaç satır başı ile belirtmek istiyorum.
Bu zorlukların ilk başında elbette özellikle ortopedik ve görme engelliler için fiziki çevre koşulları gelmektedir.
İşe erişim evden başlayarak, yollar, ulaşım araçları ve binalar olmak üzere çok sayıda faktörle engellenmektedir.
İşyerleri engellilerin verimli çalışmasına uygun değildir.
İşsizlik oranlarının yüksekliği, engellilerin tercih sıralamasında daima alt sıralara kaymasına neden olmaktadır.
Engellilere ön yargılı yaklaşım sonucunda düşük ücret verilmekte, genellikle de bu asgari ücret düzeyinde kalmaktadır.
İşyerinde kademe alması, kariyerini geliştirmesi engellenmekte, değerlendirmeye bile alınmamaktadır.
İşverenlerden, işveren temsilcilerine, iş arkadaşlarına varıncaya kadar bir dizi kişi ve grup tarafından dışlanmakta, bu kimi yerde taciz, mobbing uygulamalarına muhatap olunmaktadır.
Engellilerin sağlık raporları dikkate alınmadan, yapamayacakları işlere zorlanmaları sıklıkla karşılaşılan sorunlar arasında yer almaktadır.
Bu listeyi uzatmak mümkündür.
Görüleceği gibi sorun yalnızca fiziki çevre ile sınırlı kalmamakta, ön yargılar, bilinçli veya farkında olunmadan yapılan ayrımcı tutumlar engellileri çalışma yaşamından uzak tutmaktadır.
Sorunların gelip kilitlendiği yer, başta devlet olmak üzere sorumlu tüm kurum ve kuruluşların, hukuka, konulmuş kurallara uymamasındadır.
Fiziki engeller dediğimiz, evrensel tasarımlarla, en azından TSE’nin koyduğu standartları uygulayarak aşılabilir niteliktedir.
İnsan davranışları ise yine kamudan başlayarak aşama aşama topluma verilecek eğitim ve bilinçlendirici çalışmalarla kazanılacak bir niteliktir.
Bu noktada hepimize sorumluluk düşmektedir. Özellikle yerel yönetimler, demokrasinin kılcal damarları olarak, toplumla doğrudan bağları olan demokratik kurumlar olarak önemli bir işleve sahiptir.
Bu türden toplantılar olsun diğer çalışmalar olsun, toplumdaki engellilere yönelik önyargıların kırılmasına, birlikte yaşama, yaşamı birlikte sürdürme konusundaki bilincin gelişmesine katkı sağlayacaktır.