Font Boyutu: A A- A+
Renk Değiştir: Pembe Sarı Mavi

Orhan Kıvılcım ile portreni yaptırmak ister misin? Web kameranı aç ve Orhan Kıvılcım tablonu yapsın. Şimdi tıkla.

Site İçi Arama

Basın Açıklamaları

Basın Açıklamaları
ETKİLEŞİM KUTUSU
E-POSTA İLE PAYLAŞ

E-Posta Adresi:

50. Yılda yeni hedeflere doğru…

09 Nisan 2010/003

 

50. YILDA YENİ HEDEFLERE DOĞRU…

 

Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkanı Şükrü BOYRAZ’ın Antalya, Kemer’de düzenlenen TSD Başkanlar Kurulu’nu açış konuşması metni:

Türkiye Sakatlar Derneği, 50 yıllık geçmişi ile bu ülkenin tarihinde önemli bir konuma sahiptir. Ülkemizin tüm bölgelerinde yer alan 65 şubemiz faaliyet göstermektedir. Kuruluşundan itibaren, engellilerin sorunlarına çözüm üretilmesinde öncü bir rol üstlenmiştir.

Resmi kayıtlara göre ülkemizde faaliyet gösteren 84 bin dolayında dernek bulunmaktadır. Üye sayısı, şube sayısı, tarihi ve yaptığı çalışmalar dikkate alındığında Türkiye Sakatlar Derneği’nin, tüm dernekler içinde ilk sıralarda yer alacağı açıktır. 428 adet kamu yaranına çalışan dernek içinde de Türkiye Sakatlar Derneği, 47 yıldır bu yetkinliği sahip olması bakımından ilk sıralardadır. 442 adet derneğin, özel izinle kullanılan isim taşıma hakkı vardır. Türkiye Sakatlar Derneği, Türkiye ibaresini 50 yıldır kullanabilen ilk dernekler arasında yer almaktadır.

Özetle derneğimiz, Türkiye’ye hitap edebilecek güç ve yeterliliğe sahip, kamu yaranına çalışan büyük bir kurum olmanın haklı gururunu taşımaktadır.

Engelliler yoğun gündem içinde kayboluyor

Ülkemizde birçok önemli gündem başlığının bir arada yaşandığı tarihsel bir süreçten geçiyoruz. Çok sayıda hukuksal düzenleme birbirini izliyor. Siyaset sahnesinin aktörleri arasında bitmek bilmeyen bir çekişme ister istemez toplumu geriyor, endişeleri artırıyor. Anayasa’dan darbe tartışmalarına, ekonomik krizden erken seçime varıncaya kadar birçok konu hep ön plana çıkıyor.

Bütün bunlar engelliler gibi toplumun pek farkına varılmayan kesimlerinin sorunlarını biraz daha gerilere düşürüyor. Çözüm bekleyen acil birçok sorunumuz çözümsüz kalıyor ve ilgililerin ilgilisi kaybediyor. Tartışmasız bu kesimlerin başında biz engelliler geliyoruz.

Kâğıt üzerinde küçümsenemeyecek, siyasetçilerin görmezden gelemeyeceği bir topluluk oluşturuyoruz. Türkiye Özürlüler Araştırmasının sonuçlarını nüfus sayımına uyarladığımızda 8,6 milyon insandan bahsediyoruz. Ortalama aile büyüklüğünün 4 kişiden fazla olduğu ülkemizde, bu ülke nüfusunun yarısına denk gelen bir hane sayısı anlamına geliyor.

Sayıların bu gerçeği, bir başka acı gerçeğin karşısında çaresiz kalıyor. Her 7 kişiden birinin engelli olduğu bir toplumda engelliler hala temel haklarından yararlanamıyor. Mağdur ediliyor, sömürülüyor, ihmal ediliyor ve tüm kurumlarda, kuruluşlarda, organlarda hak etmedikleri bir yerde bulunuyor.

Çözüm bekleyen temel sorunlar

Vatandaşlarımızda engelliye bakışı, çağdaş bir toplumla kıyaslandığında oldukça gerilerde kalıyor. Engelli olmak, toplumda belirgin biçimde ayrı tutulmaya, yok sayılmaya neden oluşturuyor. Oysa engelliler görünürde her hakka sahipler. Engellileri de kapsayan onlarca hukuk düzenlemesi var. Taraf olduğumuz uluslararası hukuk belgeleri, sözleşmeler var.

Ama, bunlardan yararlanabilmemiz için yeterli ve gerekli koşullar yok. Bu koşulların sağlanması için güçlü bir irade, etkili bir yaptırım yok.

2005 yılında 5378 sayılı Yasa çıkarılmıştır. Yasanın geçici 2. ve 3. maddeleri, merkezi ve yerel yönetimlere çevreyi, ulaşımı engellilerin de kullanabileceği hale getirin diyor. 7 yıllık bir süre içinde gerekli düzenlemelerin tamamlanması emrediliyor.

Üzülerek söylemek zorundayız ki, bu konuda tatmin edici bir gelişme yaşanmıyor. Üzerinden beş yıl geçmiş, 2 yıllık bir süre kalmış ama engelliler hala herkes kadar haklarını kullanamıyor. Bu nedenle merkezi hükümete olduğu kadar, yerel yönetimlere de büyük görevler ve sorumluluklar düşüyor.

Sorunlarımız bununla da sınırlı değil, aslında yolunda başında aşılması çok zor bir baraj var. Bu baraj, Sağlık Kurulu Raporu yönetmeliği ve ekindeki hesap cetvelidir. 2006 yılından itibaren bu yönetmeliğin uygulanmasıyla başta biz bedensel engelliler olmak üzere engelliler haklarını kullanamaz hale getirilmiştir.

Örneğin bacağındaki kısalık aynı ama 2006 öncesiyle sonrası arasında en az 10-15 puan fark ortaya çıkmıştır. Yönetmelik öncesinde engelli olan, yönetmelik sonrasında resmi olarak “sağlam” olmuştur. Bu nedenle, istihdam hakkını, emeklilik hakkını, eğitim hakkını, ulaşım hakkını yitirenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır.

Bunların dışında yapılan kimi düzenlemelerde engelliler hala göz ardı edilmektedir. Engellileri de kapsayan düzenlemeler konusunda, dikkatsiz ve kimi zaman bilgisiz uygulamalar bizleri hayretler içinde bırakmıştır. Örneğin, Milli Eğitim Bakanlığı, bir sınav duyurusu yapıyor. Duyuruda engelli öğrencilerin binalar uygun olmadığı için sınava katılamayacağı bilgisi veriliyor. Bu açık biçimde birden fazla yasayı, uluslar arası sözleşmeyi ihlal eden bir durum yaratıyor.

Oysa kolay bir çözüm yolu var; sırf bunun için bir kurum oluşturulmuş. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı. Açık, yazın sorun. Sanıyoruz bunları da yapmıyorlar.

Yasalar, yönetmelikler, tüzükler, genelgeler engelliler ile doğrudan veya dolaylı olarak da olsa ilgiliyse Özürlüler İdaresi Başkanlığı’ndan görüş alınmalıdır. Alınmakla da kalmamalı, nasıl Maliye vizesi olmadan bir sürü işlem yapılmıyorsa, engelliler konusunda da Özürlüler İdaresi vizesi alınmadan düzenleme yapılmamalıdır.

Yalnız burada tüm kamu kurum ve kuruluşlarının, çağdaş bir demokrasinin gereği olarak katılımcılık ilkesinden de vazgeçmemesi gerekmektedir. Derneklerin, vakıfların diğer toplum örgütlerinin görüşlerinin alınması, düzenlemelerin uygulama sırasında daha sağlıklı işleyişine de katkı sağlayacaktır.

Medyanın etkisi ve desteği gerekiyor

Medyanın toplum üzerindeki etkisi oldukça fazladır. Zaten bu nedenle, kuvvetler ayrılığı ilkesine medya da 4. güç olarak eklenmektedir. Engelliler konusunda toplumun bilgilendirilmesi, engellilerin hakları konusunda bilinçlendirilmesi bakımından medyanın da üstlenmesi gereken bir sorumluluk bulunmaktadır.

Televizyonlardaki dizileri çok geniş bir toplum kesimi ilgi ile izlemektedir. Ne kadar etkili oldukları çok açıktır. Bu dizilerde engelliler ne kadar yer almaktadır? Kırk yılda bir diyebileceğim sıklıkta olduğunu söyleyebiliriz.

Son zamanlarda medya kuruluşlarımızın örneğin otizmde olduğu gibi çeşitli kampanyaları desteklemesi sevindirici bir gelişmedir. Bunun yanında toplumdaki kimi önyargıları tetikleyen yayınlar ise kaygı ile izlenmektedir. Bunların bir kısmı engelli olmak yıkımla, hayattan kopmakla özdeş tutulmaktadır. Kimisinde ise engelliler bir günahın veya bir suçun cezasıdır.

Neresinden bakılırsa bakılsın, engelliler ve onların yaşamdaki yerinden uzak bu yaklaşımlar, sorunları artırmaktan öte bir değer taşımamaktadır. Biz yasakçı değiliz, ama bu tür yayınları yapan kuruluşları, olumlu yönde programlar yayınlaması konusunda uyarmak önem kazanmaktadır. Yanlışta ısrar edenler için ise kesin ve etkin bir düzenleme yapılmalıdır.

Yeni hedeflere doğru yürüyoruz

Türkiye Sakatlar Derneği, bugünkü konumuna kolaylıkla ulaşabilmiş bir dernek değildir.

Bugün gururla bu derneğin üyesi, yöneticisi olduğumuzu söyleyebiliyorsak, bunda binlerce üyenin, binlerce gönüllünün her türlü takdirin ötesinde emeği, katkısı vardır.

Onların büyük fedakârlıklarla başlattığı yürüyüşü bizler sürdürmeye, her gün, her an engellilerin herkesle eşit koşullara ve olanaklara sahip olması için uğraş vermeye çalışacağız.

Herkese eşit mesafede, ama temeline engellilerin hak ve özgürlüklerini alan bir yaklaşımla her kurum ve kuruluşla ortak çalışmalar yaparak devraldığımız mirası büyüteceğiz.

Buna inanıyoruz, geçmişimizden aldığımız güçle geleceğimize daha da güvenle bakıyoruz.